Etiket: yüz estetiği

  • Bio Expander Uygulaması

    Bio Expander Uygulaması

    BIO-EXPANDER GENÇLİK AŞISI

    Yüz şeklinin dengeli volümetrik yapılandırılmasında bir yenilik olan Bio-Expander; cilt altına kolaylıkla yerleşerek zamanla deforme olan, çöken, kırışan dokuları destekliyor, hacim kazandırıyor. Sonuç olarak naturel bir görüntü elde edilebilir Üstelik cildiniz asla bir operasyon izi taşımıyor. Bio-Expander, protein ve nükleik asit içermiyor. Düz ve çapraz bağlara bir arada sahip bir ürün. Yanak boşlukları, alın kenarları, göz çevresi çukuru ve çene ovalinin yanı sıra dekolte, el üstleri ve alında da volümetrik etki açısından uygulanabiliyor. Konsantre içeriğinden dolayı da tüm konsantre ürünler gibi daha az miktarda kullanılarak aynı etkiyi yaratabiliyor.
    Cilt sorunlarını sadece yaşlılıkla gelen sorunlar olarak ele alamayız. Bu sorunlar akne, leke, yara izleri, kılcal damar sorunları, yaşlanmayla direkt bağlantılı olmayan, psikolojik, genetik, çevresel şartlardan oluşan sorunlardır. Bunları elbette uygun ürünler kullanarak, cildin temizliğini ihmal etmeyerek ya da izler için uygun lazer tedavileri yaparak tedavi edebilirsiniz.

    CİLT YAŞLANMASI ENGELLENEBİLİR Mİ?

    Yaşlılık dediğimiz süreçle bağlantılı olan kısım; cildi nemli, gergin, parlak tutan ve bağ dokularımızda mevcut hylüronik asitin 20-30’ lu yaşlarda azalmasıyla direkt ilgilidir. Nemli olmayan, direnci zayıflatan cilt matlaşır, kırışır ve sarkar. Yanaklar yer yer çöker, hatta dudaklar incelir. Lazer esaslı birçok tedavi yöntemi oluşmuş sorunların etkisini hafifletmek içindir. Henüz bu sorunlar oluşmadan yaşlanma sürecini geciktirmek içinse Bio-Expander’dan yararlanabilirsiniz. 25’li yaşlardan itibaren cilde nem, parlaklık kazandıran sarkmaları önleyen hücreler azalır. Bunları kırışıklık ve çökmeler görülmeden yerine koyarsak yaşlanma sürecini yavaşlatmış oluruz. Bio-Expander bu amaca hizmet eden yeniliklerden biridir.

    BIO-EXPANDER YENİ BİR BULUŞ MU?

    Bio-Expander %100 saf ve konsantre hyalüronik asittir. Bu buluşa kadar hyalüronik asit elbette kullanılıyordu. Cilt serumlarında, kırışıklık tedavilerinde, tıpta hücre yenileme (doku rejenerasyonu) alanında kullanıldığı gibi; ortopedi alanında diz, omuz, kıkırdak dokusu yenilemeye yardımcı enjeksiyonlar olarak da birçok alanda kullanılıyor. Bio-Expander farklı olarak volüm ve nemlendirme olanağı daha yüksek bir formülle ve yüzde 100 saf olarak üretildi. Bu sebepten çok daha az miktarı daha uzun süre anti-aging etkisi sağlayabilmektedir Volüm ve gençleştirme etkisini bir arada yapabilen mevcut içeriklerden biridir.

    ANTI-AGING’ TE YEP YENİ BİR KULLANMA ALANI

    Bio-Expander hem cildin görünen yüzeyini yenileme, nemlendirme ve ışıltı kazandırma hem de elastikiyet kaybı, doku erimesi, yüzdeki çökmeler gibi volüm ihtiyacı olan bölgelerde kullanılmaktadır.

  • Yüz Gençleştirme

    Yüz Gençleştirme

    Yüzünüzün yaşlanma ve sarkmasında sigara, alkol, aşırı ve gereksiz makyaj, sağlıksız beslenme, düzensiz bir yaşam, hastalıklar gibi vb. etkenler yüzünüzün yaşlanmasında rol oynar. Cilt rengi günler geçtikçe yavaş yavaş soluklaşır ve matlaşmaya gözle görülür bir şekilde başlar. Yüzün cildi homojen rengini geriye bırakır yerini pürüzlü, sert bir cilt ve lekeler alır.

    Yukarda saymış olduğumuz sebeplerden dolayı yüzünüzün her katmanında farklı değişiklikler yer almaktadır. Tüm bu yaşlanma belirtilerini tamamen çözebilecek olan bir tedavi yöntemi şuan ki teknolojimizde maalesef bulunmamaktadır. Ancak yüzü gençleştirmek amacı ile birçok cerrahi ve cerrahi olmayan uygulamaların birleşmesiyle istenilen olumlu sonuçlar elde edilmeye çalışılır. Hangi yüze nasıl bir işlemin yapılması gerektiğine hasta ve Plastik Cerrah beraber kararlar almalıdırlar. Hasta Plastik Cerrahın daha önceki ameliyatlarına, ondan beklentisini, deneyimini vs. açıkça sormalıdır. Cerrah ise hastaya bu işlemlerden sonra hastaya ne tür sıkıntılar, olası bir risk olup olmayacağı ve maliyet olarak ne kadar tutacağını işlem öncesinde bilgilendirmelidir.

    AMELİYATSIZ YÜZ GENÇLEŞTİRME

    Cerrahi bir yardım olmadan ameliyatsız yüz gençleştirmede uygulamaları da mevcuttur. Çoğunlukla ise yüze yağ enjeksiyonu ve kaş kaldırma işlemleri, yüzün genç görünümünü sağlanması için, yapılan işlemler arasında yer almaktadır. Hangi yüze, neyin ve nasıl bir yöntem ile uygulanması gerektiğini hasta ve Plastik Cerrah görüşmeler sonucunda ortak bir karar vermektedirler.

    YÜZ GENÇLEŞTİRME NASIL YAPILIR?

    Yüze yağ enjeksiyonu ve kaş kaldırma işlemleri ile yapılan yüz gençleştirme işlemleri genellikle yüz hatlarının belirli kısımlarına, noktalarına uygulanmaktadır. Ancak bu işlemler sonrası özen gösterilmeyen yüzler zamanla eski hallerine dönebilmektedir. Eski kırışıklıklarınızın ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Bu sebepten dolayı, yüzünüze bu uygulamaları yaptırdıktan sonra özellikle de kadınların gece yatmadan önce yüzlerindeki makyajı mutlaka temizlemeleri gerekir. Makyaj temizliği sonrasında, yüzlerindeki toksinleri iyice yok edip deri altındaki hücrelere işlememesini sağlamak için sadece temiz suyla 5-6 defa ovalayarak yıkamaları, yaptırmış oldukların işlemlerin ömrünü uzatmaktadır.

    ERKEN YAŞLANMANIN NEDENLERİ NELERDİR?
    1. Gün içerisinde makyajınızı temizlemezseniz,
    2. yüz temizliğinize dikkat etmezseniz,
    3. yüzünüzün zararlı toksinlerden arınmasını sağlamazsanız,
    4. zaman içerisinde deri altınızda bulunan yüzünüzdeki derinin genç kalmasını sağlıyor olan maddeler, vitaminler, hücrelerinizin oksitlenmesine bağlı olarak deri altı hücreleriniz, zararlı maddelerin bozulması ile ve deri yüzeyinizin deformasyonuna sebep olur.
    Bunun sonucunda ise yüzünüz daha çabuk kırışır ve daha çok yaşlanmasına sebep olur.

    DOLGU İLE YÜZ GENÇLEŞTİRME
    Yüz gençleştirme operasyonlarından cerrahi müdahaleye gerek kalmadan en iyi sonuç kremlerin etkisinden daha kalıcı ve çabuk olan, yüze yağ enjeksiyonu ile elde edilir. Göz altı ve göz çevresiyle beraber yanakların ve tüm yüzün belirli noktalarına uygulanan bu yöntem yüz gençleştirmede daha fazla etkilidir. Her ne kadar bilimsel çalışmalar bu konuda herkese kesin bir çözüm sunacak, kalıcı çözümler üretememiş olsa da kök hücre teknolojinin birçok alanda yenilikler yapacağı gibi yüz gençleştirme operasyonlarına ve işlemlerine de yüzde yüz başarılı olacak tedaviler getireceği ön görülmektedir. Günümüz yöntemlerini uygulamak istediğiniz takdirde kesinlikle bir uzmandan yardım almalı ve tavsiyesiyle işlem yaptırmalısınız.

  • Saç Dökülmesi ve Tedavisi

    Saç Dökülmesi ve Tedavisi

    SAÇLAR NEDEN DÖKÜLÜR ?

    Kadınlar ile erkeklerde görülen saç dökülmelerin nedenleri farklıdır. Saç dökülmesine neden olabilen bazı faktörler;

    • Demir eksikliği: Demir eksikliğine bağlı anemi saç dökülmesine neden olabilir. Öncelikle olarak kan sayımı yapılarak demir eksikliğiniz olup olmadığının anlaşılması gerekmektedir.
    • Tiroid hastalıkları: Tiroid bezinin salgıladığı hormonların artması da azalması da saç dökülmelerine neden olabilmektedir.
    • Östrojen seviyesinin düşük olması: Birçok kadın menopozdan sonra veya menapoz sırasında saç dökülmesi sorunu yaşamaktadır.
    • Gebelik öncesi hormon değişiklikleri: Anne adayları ilk 6 ay boyunca yaşadıkları hormonal değişimlerin sonucunda saç dökülmesi sorunu yaşayabilirler ama genellikle hormonlar normale döndüğünde saçlar yeniden çıkar.
    • Telogen effluvium: Uzun bir dönem içinde saçta yaygın olarak görülen incelme ve dökülmedir. Hamilelik, hastalıklar yada stres gibi faktörler etkili olabilir.
    • İlaçlar yada tedavi: Birçok ilaç veya tedavi saç dökülmesine neden olabilir. Eğer bu tür bir durumla karşılaştıysanız doktorunuzla konuşarak tedavinizin gözden geçirilmesini isteyebilirsiniz.
    • Yüksek dozda A vitamini veya Selenyum: Eğer ihtiyacınızdan fazla selenyum veya selenyum alırsanız bu tür bir sorunla karşılaşabilirsiniz.
    • Sigara saç dökülmesine neden oluyor: Erkekler üzerinde yapılan araştırmalarda sigara içmenin saç dökülmesini artırabileceği belirlendi. Kadınlar üzerinde bu yönde henüz bir çalışma olmamasına rağmen, sigaranın bu tür sonuçlar doğurabileceği açıktır.
    SAÇ DÖKÜLMESİNİN TEDAVİSİ MÜMKÜNMÜDÜR

    Saçlarınız dökülüyorsa ne yapmalısınız? Saç dökülmesi sorunu yaşıyorsanız yapmanız gereken saç dökülmenizin ne zaman başladığı, sebeplerinin ne olabileceğini belirlemek ve saçlarınızı tamamen kaybetmeden önce bir uzmandan yardım almak olmalıdır. Öncelikle kan tahlili yaptırarak demir, tiroid, östrojen (kadınlar için) hormonu gibi kan seviyelerinizin kontrol edilmesi gerekmektedir. Eğer bir eksiklik veya hastalık veya ilaç kullanımı gibi bir durum yoksa o zaman sorununuz genetik olabilir.

  • Saç Ekimi

    Saç Ekimi

    Kişi yirmili yaşlara geldiğinde saçların yoğunluğu yeni doğmuş bir bebeğe göre yaklaşık yarı yarıya azalmaktadır. Bunun nedeni kafa çevresinin büyümesi ve saç dökülmesinden kaynaklanmaktadır. 
    Saç ekimi ile dökülen saçların yerine saç nakli yapılmaktadır.

    Saçın arka kısmında ensenin üst tarafındaki iki kulak arasında kalan saçlar yapısal olarak en son dökülen saçlardır. Bu nedenle saç ekim operasyonları  bu bölgeden alınan saçlarla yapılmaktadır. Hasta uyutulmadan lokal anestezi yapılarak uzman estetik cerrahlar tarafından saç nakli gerçekleştirilmektedir. Bir, iki ya da üçlü gruplar halinde; bu bölgeden saçların alınıp, seyrekleşme görülen ya da kelleşen bölgeye ekimi gerçekleştirilmektedir.
    Saç ekimi estetik cerrahlar tarafından FUT ve FUE yöntemleri ile yapılmaktadır.

    Saçlarımız; tırnak ve ter bezleri gibi deri eklerinden biridir. Deri ve ekleri keratinden oluşur. Kişi yirmili yaşlara geldiğinde saçların yoğunluğu yeni doğmuş bir bebeğe göre yaklaşık yarı yarıya azalır. Bunun nedeni kafa çevresinin büyümesi ve saç dökülmesidir. İlkbahar ve sonbahar aylarında saç dökülmesi mevsimsel olarak artabilir. Bu artışın nedeni; gün ışığındaki azalmaya bağlı olarak vücuttaki mealtonin sentezinin azalması olarak gösterilir. Telogen safhada dökülen saçlar, anagen safhada gelişirler. Saçların çoğu gelişme aşaması olan anagen safhada bulunur. Durgunluk dönemi olan katagen safhada bulunan çok az saç vardır. Telogen safhadaki saçlar tüm saçların %15’ini içerir. Bir saçın dökülüp tekrar çıkması için 3-4 yıl gereklidir. Günde ortalama 100 saç telinin altında dökülme olması normal karşılanır. Saçlar ekilse dahi bu geçerlidir.

    SAÇ NAKLİ NASIL YAPILIR

    Saçın arka kısmında ensenin üst tarafındaki iki kulak arasında kalan saçlar yapısal olarak en son dökülen saçlardır. Bu nedenle saç ekim operasyonları bu bölgeden alınan saçlarla yapılır. Hasta uyutmadan lokal anestezi yapılarak uzman estetik cerrahlar tarafından saç nakli gerçekleştirilir. Bir, iki ya da üçlü gruplar halinde; bu bölgeden saçların alınıp, seyrekleşme görülen ya da kelleşen bölgeye ekilmesine saç nakli denir. Uygun ekimler sonrası kozmetik ve doğal sonuçlar alınır. Gerektiğinde vücudun başka yerlerinden de kıl kökleri alınarak da saç nakli uygulanabilir.

    SAÇ NAKLİ YÖNTEMLERİ:
    FUT (FOLİKÜLER ÜNİTE TRANSPLANTASYONU) YÖNTEMİ :

    İki kulak arasından saçın arka kısmından şerit şeklinde saç köklerinin alınıp, açık alana uygun büyüklüklerde şekillendirilerek, konulması ile gerçekleştirilir. Operasyon lokal anestezi altında yapılır. Saç alınan bölgede, ilk bakıldığında kolayca anlaşılmayan ancak tamamen ortadan kalkmayan bir iz kalır. Çoğu zaman konulan dikişlerin alınmasına gerek yoktur. Bu yöntem; bir, iki veya üçlü gruplar hazırlanabildiği gibi daha çok sayıda kıl kökü içeren greftler de kullanılmasına imkan verir. Kıl kökleri ekim yapılıncaya kadar uygun şekilde korunur. Saç greftleri, en son teknikle çizikler şeklinde açılan mikrokanallara mikropensetler kullanılarak kıl köküne zarar verilmeden konulur. Çizik şeklindeki kanallar çevredeki sağlam saçların zarar görmesini engellediği gibi sıklaştırma yapmaya da imkan tanır. FUT yöntemi, eski yöntemlere göre daha sık
    saç ekimi yapma olanağı sağlar. Yanlış uygulamalar ise çim adam görüntüsü gibi saçlara neden olabilir.

    SAÇ TEDAVİLERİ NELERDİR?
    SAÇ TEDAVİLERİ:

    Saç tedavileri arasında saç mezoterapisi, ilaçla tedavi, lazer tedavisi, manyetik alan tedavileri sayılabilir.
    Saç mezoterapisi: Saç dökülmesini azaltmak, saçın canlılığını ve kalitesini arttırmak, yeni dökülmüş kökleri tekrar canlandırıp, aktif hale getirmek için, gerekli olan ilaçların, saçlı deriye mikroinjeksiyonlar ile uygulanarak gerçekleştirilen tedavi yöntemine saç mezoterapisi denir. Saç mezoterapisi bütün dünyada oldukça yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir. Bu işlem için özel tabanca şeklinde enjektörler ya da ince uçlu enjektörler kullanılır. Derinin hemen altındaki kılcal damar ağına ulaşan ilaçlar çok hızlı bir şekilde sonuç alınmasını sağlar. Saç mezoterapisi; düşük dozlarla uygulanır ve sadece saçlı deride saç köklerinde etkili olurlar; saç foliküllerini besler ve canlandırırlar. 10-20 dakikalık seanslar halinde yapılan saç mezoterapisi sonuna dek uygulandığında sonuçları oldukça etkilidir.

    İlaçla tedavi: Saç dökülmesini önlemek için kullanılan ilaçlar dökülmenin yeni başladığı ve seyrelmenin olduğu hastalarda oldukça faydalı olur. Ayrıca
    saç ekimi sonrası hem yeni ekilen saç köklerine hem de daha önceden incelmiş ve zayıflamış saç köklerine uygulanan saç mezoterapisi seçkin bir yöntem olarak tercih edilir. Dökülmüş saçlarda etkisi yoktur. Unutmamalıdır ki, saç mezoterapisi kullanıldığı sürece etkisini gösterir ve bırakıldığı anda dökülme tekrar başlar.

    Lazer tedavisi: Düşük doz diode lazer kullanımı hem hücre metabolizmasını hem de ciltaltındaki dolaşımı arttırır. Bu sistem makine şeklinde olduğu gibi tarak şeklinde de olabilir.

    Manyetik alan tedavisi: Son yıllarda kullanıma giren manyetik alan tedavisi dolaşım ve saç foliküllerindeki hücresel metabolizmayı uyararak etkili olur.

    ERKEKLERDE SAÇ DÖKÜLMESİ

    Erkeklerde saç dökülmesi androgenik, yaygın (diffusion), alopesi areata, travmatik, skatrisiyel, telogen tip olabilir.

    Böbreküstü bezleri, testisler ve yumurtalıklardan salgılanırlar. DHT’un uzun süreli saç folikülleri üzerine etkili olması sonucu saçlar dökülüp, zayıflamaya başlar.

    DHT de hücre metabolizmasında saç siklusunu durdurarak saç dökülmesini tetikler. Halk arasında söylendiği gibi erkeklik hormonunun fazlalığından dolayı saç dökülmesi olduğu doğru değildir.

    Saç dökülmesi başladığı dönemlerde saçların rengi açılıp, incelirler. Saç ekiminde alıcı saha olarak seçilen ense saçları 5 alfa redüktazı içermediğinden dökülmezler.

    Saç dökülmesi genetik yatkınlığa göre oluşur ve nasıl olacağı önceden tahmin edilemez.

    Diffüz alopesi: Kafada bütün saçlı deride görülen genel veya global saç dökülmesi olup, saç dökülmesi ciddi boyutlara varıncaya kadar fark edilmeyebilir. Süreci önceden kestirilemeyen diffüz alopesi periyodik yada devamlı olabilir.

    Alopesi areata: Birdenbire kafada dairesel alanlar şeklinde yada tüm saçların dökülmesi ile ortaya çıkar. Geçici olmasına rağmen tekrarlayabilir. Alopesi areatada, kaşlar, sakallar, bıyık yada tüm vücut kıllarının dökülmesi de söz konusudur. Herhangi bir yaşta, hem erkek hem de kadında görülebilir. Süresi 6-12 aydır.

    Skatrisiyel alopesi: Saç köklerinin herhangi bir travmaya bağlı ölmesine ve fibrozis oluşmasına bağlı bir durumdur. Yanıklar, trafik kazaları, kafa ameliyatları, düşmeler v.b. nedenlerle ortaya çıkabilir. Yara izleri üzerine başarılı bir şekilde saç ekilebilir. Yaralanmanın şekline göre dökülmenin şekli değişir.

    Traksiyonel alopesi: Saçın uzun süre arkaya doğru gergin bir şekilde çekilmesi sonucu oluşur. Hem kalıcı bir dökülme hem de skatrisiyel alopesi gibi travmatik bir dökülmedir. Kadınlarda saçın arkaya doğru örülüp çekilmesi ile, erkeklerde ise saç protezinin klipsleri ya da yapıştırıcıları ile ortaya çıkar. Diğer nedenler ise infeksiyon, kronik cilt hastalıkları, sedef v.b, stres, troid fonksiyon bozuklukları, Fe-Zn eksikliği, genel anestezi, D.Mellitus ( Şeker Hastalığı ), kemoterapi, aşırı doz A vitamini, yüksek ateş, mantarlardır.

    Telogen areata: Normalde bir kişinin saçlarının %85’i anagen safhadayken, %15’i dinlenme safhasına geçip, dökülür. Bunun için günde ortalama 100 kadar saçın dökülmesi gerekir. Bazı dış etkenler nedeniyle saçlar dinlenme safhasına geçer. Telogen areata adı verilen bu dönem; uzun süren saçın incelme ve dökülme sürecidir. Telogen areatanın nedenleri arasında hamilelik ve doğum, kronik hastalık, enfeksiyon (iltihap), kemoterapi, stres, büyük ameliyatlar, hipotiroidizm, hipertiroidizm, protein eksikliği, demir eksikliği anemisi, Jetlag, ağır metaller (Se, Ar, talyum) sayılabilir. Saç döngüsünü bozan etkenler anagen safhayı durdurup, telogen safhayı tetikler. Bazen birkaç ay gibi kısa bir sürede de saçlar dökülebilir. Hamilelik ve doğum kontrol hapları homonal etki ile saçları olması gerekenden daha uzun süre anagen safhada tutarlar. Bu etkenin ortadan kalkması ile saçlar hızla dökülmeye başlar. Belli bir süre sonra saç dökülmesi kendiliğinden durur. Uzun süren dökülme periyodu kalıcı saç dökülmelerine neden olabilir. Hormon kullanımı dökülmeyi geri çevirmez. Diğer etkenlere yönelik tedaviler sonucu etkileyerek, saç dökülmesini durdurur. Ayrıca saçın uzamamasına neden olacak etkenler ise; B vitaminleri, çinko, E vitamini ve mezoterapi uygulamalarıdır.

    Trichothillamania Areate: Strese bağlı olarak kişinin kendi saçlarını yolmasıdır. Saçların yanı sıra kaş ve kirpiklerin yolunduğu da görülmektedir. Sürekli aynı bölgeden saç yolunması kalıcı saç kaybına yol açabilir. Kadınlarda daha sıktır.

    Yaşa bağlı saç dökülmesi: Genetik olarak 20-30 yaş arasında bile saç dökülmesi olabilir.

    KADINLARDA SAÇ DÖKÜLMESİ

    Yaşlanma, hastalıklar, enfeksiyonlar, stres ve hormonal nedenlerden ötürü kadınlarda saç dökülmesi ortaya çıkabilir. Kadınlarda %20 sıklıkla görülen saç dökülmesi saçların hepsinde incelme ve zayıflamayla birlikte görülür. Yaşlanmanın saç dökülmesine direkt etkisi gösterilmemişse de genetik olarak saç dökülmesi 20-30 yaşlarında bile ortaya çıkabilir. Hormonal nedenlere bağlı olarak kadınlarda ortaya çıkan saç dökülmesi erkeklik hormonun fazlalığı nedeniyle görülür. Androgenik alopesi adı verilen bu tip saç dökülmesi kadınlarda kolaylıkla tanınamaz. Üç ayrı tipi vardır:

    I Başın üstünde orta kısmın saç tellerinde incelme

    II Başın üstünde orta kısımda daha geniş alanda saç tellerinde incelme ve yer yer saç kaybı,

    III II tipteki saç kaybı ve saçlarda incelmenin öne ve arkaya doğru ilerlemiş hali ve ön saç çizgisinin kaybı

    Hormonal nedenler arasında doğum, menapoz, tiroid bezi hastalıkları, stres sayılabilir. Stres nedeniyle ortaya çıkan saç kaybına telojen effluvium da denir. Androgenik alopesiden farklı olan strese bağlı saç dökülmesi stres ortadan kalkarsa yaklaşık bir yıl sonra ortadan kalkabilir ve saçlar tekrar çıkar. Saç dökülmesine yol açan hastalıkların yanı sıra; anemi (kansızlık), mantar enfeksiyonları, trichotillomania, alopecia areata, travmatik saç kayıpları, kimyasal maddeler nedeniyle ortaya çıkan saç kaybı ve ilaçlar da saç dökülmesine yol açabilmektedir. Kadınların yaklaşık beşte birinde tedavi gerektirecek kadar ağır derecede demir eksikliği anemisi görülmektedir. Yapılan klinik çalışmalarda, demir eksikliği anemisinin en erken bulgusu olarak saç dökülmesine rastlanabilmektedir. Travmatik saç dökülmesine yol açan nedenler; yanıklar, trafik kazaları ve geçirilmiş kafa operasyonlarıdır. Yanlış kullanılan kimyasal kozmetik ve temizlik ürünleri ve yanlış saç şekillendirme işlemleri (saçın aşırı çekilerek örülmesi veya bağlanması, röfle yapılması) de saç dökülmesine neden olabilir.

    KAŞ, KİRPİK VE SAKAL DÖKÜLMESİ

    Kaş, kirpik ve sakal dökülmesine yol açan sebepler saç dökülmesiyle aynıdır. Saç, kaş, kirpik ve sakal dökülmesine neden olan faktörler arasında travma, sistemik hastalıklar, enfeksiyonlar, trichotillomania, radyoterapi, kemoterapi, kafa cerrahisi, yanlış kozmetik uygulamalar sayılabilir.

  • Yüz Germe

    Yüz Germe

    YÜZ GERME AMELİYATI NE ZAMAN GEREKİR?           

    Estetikte cerrahi dışı işlemler oldukça yaygınlaştı. Botoks, dolgu, radiofrekans ve lazer enerjisi ile çalışan cihazlar bir çok merkezde insanların hizmetinde. Bu yöntemlerin başarısıyla 50’li yaşlara dek idare etmek mümkün. Hatta bazı yüz tiplerinde belki daha da uzun süre bu işlemleri aralıklı dönemlerde yaparak daha genç görünebiliriz. Fakat 50 yaş sonrası çoğu kişinin yüzünde belirgin diğer işlemler ile çözülemeyecek sarkmalar oluşmaya başlar. Bu aşamada yüz germe yapılması elzem hale gelir. Özellikle çene çizgisinin ve boyun bölgesindeki derideki düzensizlikler, kulak önündeki deri kıvrımları oldukça rahatsız edicidir.

    YÜZ GERME AMELİYATINDA NE YAPIYORUZ?

    Yüz bir bütündür. Bu benim için bir slogan gibi. Hiçbir zaman tek bölgeyi değerlendirmem. Tüm yüz bir arada uyumlu olduğunda göze hoş görünür. Yüz germe ameliyatı sırasında yaptığımız işlemi basitçe tarif edersek; yüzümüzün kas, yağ ve sinir dokusunu oluşturan Smass denilen yapı asılarak yüzdeki sarkma düzeltilir ve bolluk oluşturan deri de uygun ölçüde alınır. Aynı anda alt ve üst göz kapağında oluşan yaşlılık belirtileri de düzeltilebilir. Bu bölgeden deri alımı ve yer değiştirmiş yağların uygun yere taşınması ve fazla olanların alınması yapılır. Ayrıca 60’lı yaşlardan sonra boyun bölgesinde sarkma oluşur. Yine yüz germe ameliyatı sırasında boyun kası da bir iç korse giymişcesine toplanabilir. Sarkan deri uygun ölçüde uzaklaştırılabilir. Kilosu fazla olan hastalarda boyundan yağ alınması da gerekebilir.

    YÜZ GERME AMELİYATI ÖNCESİ NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?

    Yüz germe ameliyatı öncesi kanamayı arttırma ihtimali olan aspirin, E vitamini benzeri ilaçlar , bitki çayı kesilmelidir. Sigara özellikle yüz germede yara iyileşmesini oldukça geciktirir. Sigara kullanımı ameliyattan 3 hafta önce kesilmelidir.  Saçlar ameliyat sonrası 1 ay boyanamayacağı için 1 hafta önceden boyatılabilir. Saçların uzun tutulması ameliyat sonrası kullanılan pansumanları gizlemek açısından yarar sağlar.

    YÜZ GERME AMELİYATININ AYRINTILAR

    Kulak üzeri saçlı deriden başlayıp kulak önünden aşağı uzayarak kulak arkasından kulak arkası saçlı deriye dek devam cerrahi kesi ile yüz derisi kaldırılır. Yüzde sarkma oluşturan yüz kaslarını içeren yumuşak doku özel dikişler ile asılır. Derinin fazlalık yapan kısmı uzaklaştırılır.  Böylelikle şakak, yanak ve çene bölgesindeki deri bollukları ortadan kalkar. Ağız kenarındaki gülme çizgilerin derinliği azalır. Ameliyat genel anestezi altında yapılır. Yüz germe esnasında göz kapağı estetiği ve boyun germe de yapılabilir.  Bu nedenle ameliyat süresi 4 ile 7 saat arasında değişebilir.

     

    YÜZ GERME AMELİYATI SONRASI BELİRGİN İZ KALIR MI?

    Genellikle kullanılan özel dikiş ve pansuman malzemeleri ile oluşacak izler en aza indirilir. İz en üst ve en alt kısmı saçlı deri arasında olduğundan görünmez. Kulak çevresindeki iz de kulak yüz birleşme hattında olduğunda pek belli olmaz. Eğer aşağıda anlatılan komplikasyonlar (Kanama, enfeksiyon, sıklıkla sigara kullananlarda görülen deri kayıpları) gelişirse yara iyileşmesi gecikeceğinden tedavi gerektiren izler kalabilir.

    YÜZ GERME AMELİYATI SONRASI NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?

    Ameliyattan 1 gün sonra kulak arkasından alandaki sıvıların toplanmasını önlemek üzere konulan dren alınır. Ameliyat sonrası buz uygulaması iyileşme sürecini hızlandırır. Ameliyatı 2. günü taburcu olunur. Taburcu olurken giymek üzere bir güneş gözlüğü getirilebilir. 1 haftada yüz ve göz kapaklarındaki dikişler alınır. 10. günde saç içindeki metal dikişler alınır. Ameliyattan 2 gün sonra banyo yapılabilir. Yüzde yaklaşık birkaç hafta içinde düzelen bir hissizlik olması normaldir. Makyaj yaparken, saçlarınızı tararken kibar hareketler kullanın. En azından iki hafta seks ve ağır ev işleri gibi ağır egzersizlerden kaçınmalı, birkaç ay için alkol, buhar banyosu ve sauna gibi aktivitelerden uzak durulmalıdır. Güneş koruyucu kremlerin 6 aya dek düzenli olarak kullanılması gerekir. Şişlik ve morluklar 3 haftada ortadan kalkar. Genellikle 2. haftada işe dönüş yapılabilir.

    YÜZ GERME AMELİYATI ETKİNLİĞİNİ ARTTIRMAK İÇİN BAŞKA NELER YAPILABİLİR?
    • Göz çevresi ve alına yapılacak Botox ile bakışlar canlandırılabilir.
    • Ameliyattan 3 hafta sonra başlayacak 4-6 seanslık kimyasal peeling ve yüz mezoterapisi ile yüz derisi canlandırılabilir.
    • Ağız çevresi ve dudaklara yapılan dolgu işlemi ile ağız çevresi çizgiler azaltılabilir.
    MİNİ YÜZ GERME NEDİR?

    Yapılan cerrahi kesi eğer sadece kulak önünde yapılırsa ve germe işlemi azaltılırsa buna mini yüz germe ameliyatı diyoruz. Bu ameliyatın avantajı yapılan izi azaltmak ve daha küçük bir ameliyat yaparak iyileşmeyi hızlandırmaktır. Bu girişim 40 ile 50 yaş arası çene bölgesinde deri bolluğu fazla olamayan hastalarda tercih edilir. Ama artık endoskopik orta yüz cerrahi ameliyatları ile bu işleme olan gereksinim de azalmıştır.

    YÜZ GERME AMELİYATININ RİSKLERİ NELERDİR?
    • Kanama: Ameliyatı bölgeye enekte ettiğimiz özel ilaçlar ile kanamasız ortamda yaptığımızdan genellikle ameliyat sonrası kanama riskimiz de az oluyor. Ayrıca bu bölgeye yerleştirdiğimiz ince dren de bu riski azaltıyor. Ancak hipertensiyonu olan hastalarda az da olsa bu risk söz konusudur. Deri altı biriken kan kolaylıkla uzaklaştırılabilir.  Deri altına kanama, iyileşmeyi geciktirebilir ve kötü iz kalmasına neden olabilir. Bu nedenle tansiyonunun  kontrollü olması ve kanamayı arttıran aspirin benzeri ilaçların 1 hafta önceden bırakılması çok önemlidir.
    • Enfeksiyon: Yüz çok iyi kanlanan bir bölgedir. Bu nedenle enfeksiyon riski çok azdır. Ameliyat önce ve sonrasında uyguladığımız koruyucu antibiyoterapi ile bu risk daha da aza indirilmiş olur. Nadiren de olsa, enfeksiyon gelişecek olursa, ek antibiyotik tedavisi ve pansuman gerekebilir.
    • Kötü iz kalması: Genetik özellikler, enfeksiyon ya da sigara kullananlarda rastladığımız deri kayıpları nedeniyle izler oluşabilir. Bu izler için ek tedaviler gerekebilir.
    • Sinir hasarı: Yüz germe operasyonu sırasında motor ve duyu sinirleri hasar görebilir. Yüz germe operasyonu sonrasında yüz hareketlerinde zayıflık veya kayıp olabilir. Sinir hasarı, yüzdeki hareketlerde ve duyuda, geçici veya kalıcı kayba neden olabilir. Bu tip hasarlar zamanla iyileşebilir. Yüzün, boynun ve kulak bölgesinin duyu sinirlerinin hasarı geçici veya kalıcı uyuşukluğa neden olabilir. Ağrılı sinir çok nadirdir.
    • Saç kaybı: Yüz germe estetiği sırasında derinin yukarı çekildiği bölgelerde saç kaybı olabilir. Bunun olup olmayacağı önceden bilinemez.
    • 6 Uzun süreli etkiler: Yaşlılık, kilo alımı veya kaybı, güneşte kalma ve diğer bazı şartların sonucu olarak, yüzde bunları izleyen değişikler olabilir. Yüz germe ameliyatı yaşlanmayı durdurmaz, ya da yüzün ve boynun gerginliğini sürekli olarak sağlamaz. Yüz germe ameliyatının sonuçlarını koruyabilmek için gelecekte yeni ameliyatlar ve tedaviler gerekebilir.
    TEKRAR YÜZ GERME AMELİYATI OLMAM GEREKİR Mİ?

    Yüz germe ameliyatı olmak yaşlanmayı durdurmaz. Ameliyatla oluşan gerginlik sürekli kalıcı değildir. Yüz deriniz yaşlanmaya devam edecektir. 5 -10 yıl sonra belki bir daha yüz germe ameliyatı olmak isteyebilirsiniz. Ama diğer taraftan, yüz germe ameliyatının etkileri devam eder; yıllar sonra, yüz germe ameliyatı olmamış halinizden daha iyi görünmeye devam edersiniz.

  • Kepçe Kulak Ameliyatı

    Kepçe Kulak Ameliyatı

    KULAK ESTETİĞİ

    Kulakta, kulak estetiği ameliyatı gerektiren doğumsal ya da edinsel nedenli birçok şekil bozukluklarına rastlanabilir. Kulağın doğumsal olarak tam ya da kısmi yokluğu, kulak çevresi ekstra kıkırdak çıkıntıları, kulağın buruşturulmuş kağıt gibi büzüşük olması (Consticted ear), Kaptan Spark gibi sivri kulaklar (Stahl’s ear) veya bir kaza sonucu kulağın kısmi ya da tümünün kaybı gibi… Toplumda en sık kulakların çok belirgin olduğu kepçe kulak deformitesine rastlamaktayız.

    KEPÇE KULAKTA ANATOMİK SORUN NEDİR?

    Kepçe kulak, öne doğru çok belirgin olduklarından büyük gibi görünür. Oysa genellikle boyutları normaldir. Kulak gelişiminin %80-90’ı 6 yaşında tamamlanır. Yani 6 yaşında erişkin kulağı boyutlarına yakın boyutlarda kulaklara sahip oluruz. Bu nedenle kulak estetiği ihtiyacı olan kepçe kulaklı küçük çocuklarda kulakların daha büyük görünmesi normaldir. Kepçe kulak deformitesinde kulağın kafa ile yaptığı açı olması gerekenden daha geniştir. Bu kulağı dışarıya doğru açık gösterir. Özellikle arkadan bakılınca bu çok daha belirgindir. Kulağın üst 2/3 lük kısmında olması gereken kıvrımlar oluşmamıştır ve kulak sanki ütülenmiş gibi dümdüz gözükür.

    KEPÇE KULAK ESTETİĞİ

    Halk arasında kepçe kulak olarak tabir edilen ve önden bakıldığında kulakların aşırı büyük görünmesi her yaşta insanı rahatsız edebilen bir durumdur. Erkek, kadın fark etmeden bu sıkıntı ile başvuran birçok hastam oluyor. Kulaklar erişkin boyutuna 6 yaşında kavuşmuş olur. Bu nedenle kepçe kulak ameliyatının diğer estetiklere istisna olarak tercihen ilkokul öncesi yapılması önerilir. Böylece okul arkadaşlarının eleştirilerine maruz kalmadan bu problemden kurtulunmuş olunur. Buna rağmen ne yazık ki çoğu hastam 18 ile 30 yaş arasında. Sanırım ülkemizde ancak o yaşlarda kişi kendi kararları ile hareket ederek bu sıkıntısından kurtulma şansına sahip oluyor.
    Kepçe kulak diyip geçmeyin saçlarını bu nedenle toplayamayan hatta yüzmeyen bile var. Basında kulaklarını yapıştıranlar ile ilgili de bir haber çıkmıştı hatırlarsanız. Benim bu ameliyat sonrası en mutlu olduğum şey kontrole gelen hastamın saç, sakal tarzını değiştirip kendini daha mutlu hissederek bana gülümsemesi.

    Kulaklarda belirginlik dışında daha pek çok şekil bozukluğu olabiliyor. Ama en çok gördüğümüz problem halk ağzı ile kepçe kulak.

    İki ana problem vardır.

    1. Kulak ile kafa arasındaki açı geniştir.
    2. Kulak kıvrımları yeteri kadar gelişmemiştir.

    Bu problemlerin derecelerine göre;

    1. Kulağın tümü belirgin olabilir
    2. Kulağın üst 2/3 ü belirgin olabilir.
    3. Kulağın üst 1/3 ü belirgin olabilir.

    Bu problemler her iki kulakta farklı derecelerde olabilir. Ya da tek kulak normal tek kulak belirgin olabilir.

    Kulak belirginliği problemi yaşayan hastalarım genelde çok hassastır. Kulağın kafaya çok yakın olmasını isterler. O açıyı ayarlamak da bana düşer. Genellikle ameliyatın hemen ertesi çok yakın gibi duran kulak bir hafta için doğal görünümüne kavuşur. Böylece hem rahat gözlük kullanılabilir hem de kulak belirginliği engellenmiş olur.

    Ameliyat sonrası 3 hafta saç bandını kullanmayı öneriyorum. Uzun saçlılar saçları ile de bant şekli oluşturabilir. Ameliyattan sonra 1-2 hafta kulakta uyuşukluk devam edebilir. Bu nedenle fön makinasının bu süre zarfında kullanılmamasını öneriyorum.

    KEPÇE KULAKTA DEĞİŞİK TİPLER VAR MIDIR ?

    Kulağın kafa ile yaptığı açının derecesi, kulak sayvanındaki kıvrımlarda düzleşmenin derecesine bağlı olarak değişik derecelerde kepçe kulak deformitelerine rastlanabilir. Bu durum bazen tek kulakta olur. Bazen her iki kulakta simetrik olarak olur. Bazen ise her iki kulakta asimetrik olarak olabilir. Bu deformiteye bazen kulak memesinin de öne doğru konumlanması eşlik eder.

    KEPÇE KULAK AMELİYATI NE ZAMAN YAPILMALIDIR ?

    Çocuk okula başlamadan kulak estetiğinin yapılması psikolojik açıdan yararlı olur. Çünkü o yaşlardaki çocuklar biraz acımasız olduğu için, kepçe kulak deformitesine sahip çocuklarla dalga geçerler. Bazı hassas çocuklar bunu kafaya takarak kendilerine güvensizlik geliştirebilirler. Daha önce yapılmamasının sebebi ise kulak gelişiminin devam etmesidir. Ancak çoğunlukla bu iş yetişkin çağlara veya bazen de ergenlik civarı yada sonrasına kalmaktadır.

    KULAK AMELİYATI NASIL YAPILIYOR ?

    Küçük yaşlarda kulak estetiği genel anestezi altında yapılır. Erişkin yaşlarda ise sakinleştirici ilaçlar kullanılarak lokal anestezi altında yapılabilir. Hasta çok endişeli ise ya da yaşça küçükse genel anestezi daha uygun oluyor. Ameliyat yaklaşık 1,5 saat sürer.

    Kulak estetiği genellikle kulak kepçesi arkasından iğ şeklinde bir deri parçasının çıkartılması ile başlar. Kıvrım oluşturmak için dikiş konulacak kısımlar işaretlenir. Kıkırdak törpülenerek uygun bölgelerden kıvrılacak kıvama getirilir. Kulak tabanı ile kafa kemik zarı arası dikişler ile kulak ile kafa arasındaki açı daraltılır. Kulak sayvanına daha önceden planlanan bölgelere konulan dikişler ile şekil verilir. Bazı kulak yapılarında kulak kepçesine kıvrım yapıldıktan sonra kulak kepçesinin çekimi ile kulak memesinin de arkaya doğru dönmesi beklenirken dönmediği hatta daha belirgin olarak öne doğru dönük kaldığı gözlenir. Bu gibi durumlarda özel bir teknikle kulak memesi arkasından doku çıkarılarak kulak memesinin de arkaya kıvrılması sağlanır. Kulak arkası deri estetik dikiş ile onarılarak kulak ameliyatı tamamlanır. Pansuman yapılır. Lokal anestezi altında ameliyat olan hastalar aynı gün evlerine gidebilirler.

    Ameliyat sonrası saç bandı altında gizlenebilir küçük bir pansuman koyuyorum. Bu pansumanı ertesi gün çıkarmak mümkün. Dikiş alımı yok ilk kontrol 4. gün sonra da 15. gün. Kulak estetiği ameliyatının 3. günü ılık su ile banyo yapılabilir. Bir gün dinlendikten sonra ağır işi olmayan kişiler saç bandını kullanarak iş başı yapabilirler. Daha ağır işi olanların 3 gün dinlenmeleri daha sağlıklı olur.

    AMELİYAT SONRASI NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?

    Kulak estetiği ameliyatından bir gün sonra pansuman değiştirilerek kulağın tümünü örtecek çok sıkmayacak kıvamda bir saç bandı takılır. Bu bant yaklaşık 3 hafta devamlı takılmalıdır. Bu sayede eski haline dönmek isteyen kıkırdağı tutan dikişlerdeki yük azaltılmış olur. Kıkırdak sertleşerek yeni pozisyonunda iyileşir. Saç bandının bir başka fonksiyonu da kulak estetiği sonrasında ilk günlerde ödemi azaltmak, şişliğin biraz daha çabuk düzelmesini sağlamak ve uyurken kulağın yastığa sürtünmesini ya da zorlanmasını önlemektir.
    Kulakta birkaç hafta sürecek bir hissizlik olabilir. Bu dönemde saç kurutma ve fön işlemlerinden uzak durulmalıdır.

    KULAK ESTETİĞİ SONRASI İZ KALIR MI?

    Kulak estetiği için yapılan ameliyat kesisi kulak kepçesi arka tarafındadır. Bu izin yeri kulak estetiği sonrasında kafaya arkadan bakıldığında görünmez. Ancak kulağın dışa çekilmesiyle görünebilir. Bu iz 6-12 ayda giderek azalır neredeyse belirsiz hale gelir.

    KULAK ESTETİĞİ SONRASI OLUŞABİLECEK SORUNLAR NELERDİR ?
    • Her ameliyattan sonra görülebilen kanama sonucu kulak içinde kan toplanması (hematom) Kulak estetiği ameliyatı sonrası da olabilir. Bu kolaylıkla fark edilip kanın enjektör ile boşaltılması ile düzeltilebilir.
    • Kıkırdak dokusunda enfeksiyon gelişme ihtimali çok zordur. Alınan tedbirlerle bu durum daha da azaltılır. Fakat bu durum oluşursa kulak şeklini bozabilir. İkinci bir ameliyat ile kıkırdak transferi yapılması gerekebilir.
    • Birçok hastanın zaten ameliyattan önce bir miktar asimetrisi vardır. Bazen simetriyi sağlamak için kulağın tekinde çok az problem varsa bile simetriyi sağlamak için kulak ameliyatı yapılması gerekir.  Kulakların ikisi de aynı anda görülerek ameliyat edilemediğinden simetriyi tam olarak sağlamak oldukça güçtür. Fakat kulak kepçe görünümünden kurtulunca asimetrilerde daha az görünür hale gelir.
    • Kulakları kepçe olan hastalar genellikle kulak kafaya ne kadar yakın olursa o kadar daha çok mutlu olurlar. Fakat bu durum kulaklara doğal olmayan bir görüntü verir. Bu nedenle kulak estetiği ile kulaklar yeterli ölçüde kafaya yaklaştırılmalıdır. Ameliyat sonrası ilk dönemde bir miktar böyle görünen kulaklardaki ödem azaldıkça daha doğal bir görünüm oluşur
    • Bazen ameliyattan 4-5 ay sonra kulağa konulan dikişler sivilce yaparak dışarı çıkmaya çalışabilir. Bu gibi durum oluşursa doktorunuza başvurun. Pansuman ile bu bölge temizlenerek dikişler alınır. Dikişlerin alınmasının hiçbir sakıncası yoktur. Kulak yeni şeklini daimi olarak almıştır.
  • Göz Kapağı Estetiği

    Göz Kapağı Estetiği

    ÜST GÖZ KAPAĞINDA YAŞLANMA BELİRTİLERİ NELERDİR ?

    Yüzdeki yaşlanma bulgularından bahsederken yüzü bir bütün olarak düşünmek gerekir. 30’lu yaşlarda alın ve kaşlarda aşağı doğru yer değiştirme başlar. Bu durum üst göz kapağı derisinde bollaşma ile kendini belli eder. 50’li yaşlarda üst göz kapağındaki kasların incelmesi ile hem derideki bolluk daha da artar hem de göz çukurundaki yağ yastıkçıklarında belirginleşme olur. Bu doğal süreç aileden alınan bazı özelliklere bağlı olarak bazı kişilerde daha erken yaşlarda belirginleşmeye başlar. Örneğin kaşları gençlikten beri daha düşük pozisyonda olan hastalar.

    ALT GÖZ KAPAĞINDA YAŞLANMA BELİRTİLERİ NELERDİR ?

    Nasıl üst göz kapağındaki yaşlanma belirtileri alındaki yaşlanma ile ilişkili ise alt göz kapağındaki yaşlanma belirtileri de yanaklar ile ilişkilidir. 40’lı yaşlarda yanaktaki yağ dokusu yer çekiminin de etkisiyle aşağı doğru yer değiştirmeye başlar. Bu durum alt göz kapağı altında hale şeklinde çöküntü ve ağız kenarındaki gülme çizgilerinde belirginleşme ile kendini belli eder. Alt göz kapağı derisinin incelmesi ile alt göz kapağı çevresi kazayağı dediğimiz çizgiler oluşmaya başlar. 50’li yaşlarda alt göz kapağı kaslarının da zayıflamasıyla göz küresindeki yağ yastıkları önlerindeki desteği kaybettiklerinden daha belirgin hale gelirler.

    AMELİYATTAN ÖNCE NELERE DİKKAT ETMELİ?

    Ameliyattan önce bir hafta süreyle aspirin ve benzeri ilaçları kullanmayınız. Aynı şekilde yeşil çay gibi bitkisel çayların ve E vitamininin kan sulandırıcı etkisi olduğuna inanıldığı için, bunların da ameliyattan önce bir hafta süreyle alınmamasında yarar vardır. Göz tansiyonunun fazla olması, hipertansiyon, tiroid hastalıkları, göz kuruluğu gibi rahatsızlıklar göz kapağı estetiği ameliyatlarında riski arttıran durumlardır. Eğer bu kronik rahatsızlıklardan birine sahipseniz doktorunuzu bu konuda mutlaka bilgilendirin.

    ÜST GÖZ KAPAĞI ESTETİĞİ AMELİYATINA NASIL KARAR VERİLİR ?

    Alın ve kaşların fizik muayenesi yapılarak kaşların seviyeleri kontrol edilir. Göz kapak hareketleri değerlendirilerek herhangi bir asimetri olup olmadığı tespit edildikten sonra kaş seviyesi minimal aşağıda ve alında ince çizgilenme mevcut olan hastalara ameliyat öncesi botox yapılarak üst göz kapakları tekrar değerlendirilir. Göz kapaklarında bolluk devam ediyorsa üst göz kapağı estetiğine karar verilir. Eğer kaşlarda bariz düşme, alında derin çizgilenme ve üst göz kapağında belirgin dolgunluk mevcutsa endoskopik kaş ve şakak germe işlemlerinin yapılmasına ve ameliyat esnasında üst göz kapaklarının tekrar değerlendirilip, üst göz kapağı estetiği yapılmasına karar verilir.

    ÜST GÖZ KAPAĞI ESTETİĞİ AMELİYATI NASIL YAPILIR ?

    Yalnızca üst göz kapağı estetiği yapılacaksa lokal anestezi altında işlem gerçekleştirilebilir. Üst göz kapağı ameliyatı süresi 1 saati geçmez. Çıkarılacak deri ve kas miktarına hasta otururken yapılan çizim ile karar verilir. Çoğunlukla uygun ölçülerde kapağın katlanma çizgisinde gizlenecek bir çizgiye neden olacak şekilde yapılan deri ve kas çıkartılması göz kapağında yeterli gerginlik sağlar. Fakat bazı vakalarda iç ve orta kısımda mevcut olan yağ yastıkçıkları çok belirgin olabilir. Bu nedenle çok az miktarda onların da küçültülmesi cerrahi olarak yapılır.

    ALT GÖZ KAPAĞI AMELİYATINA NASIL KARAR VERİLİR ?

    Alt göz kapağındaki yaşlanmayı yanaktaki yaşlanma ile birlikte değerlendirmek gerekir. Çoğunlukla 40’lı yaşlar sonrası yanak dokusu aşağı doğru yer değiştirdiğinden endoskopik cerrahi ile yanak dokusunun da yukarı alınması gerekir. Bu işlem sonrası hala alt göz kapağı derisinde bollaşma ve alt göz kapağı yağ yastıkçıklarında belirginlik mevcut ise ameliyat esnasında alt göz kapağı estetiğinin de yapılmasına karar verilir.

    ALT GÖZ KAPAĞI AMELİYATINDA NELER YAPILIR ?

    Alt göz kapağı kirpiklerinin hemen altından yapılan kesi ile alt göz kapağı derisi kas ile beraber kaldırılır. Yağ yastıkçıklarına yapılan küçültme işlemi çok nadir gerekli olur. Genellikle yağ paketlerinin göz çukuru kenarına yayılması göz altında oluşan çöküntünün düzeltilmesinde yardımcı olur. Bu çöküntünün giderilmesinde yanak kaldırılması ve yağ yastıkçıklarının yayılması işlemi yetersiz kalırsa yağ enjeksiyonu işlemi de eklenir. Deri ve kas bolluğu uzaklaştırıldıktan sonra kas dokusu göz çukurunun dış duvarına asılır. Bu da yağ yastıkçıklarına destek sağlar. Alt göz kapağı estetiği genellikle orta yüz germe ameliyatı ile beraber yapıldığı için genel anestezi altında yapılır. Ameliyatın süresi yapılacak ek girişimlere göre 2 ile 4 saat arasında değişir.

    AMELİYAT SONRASINDA NELERE DİKKAT ETMELİYİZ ?

    İşlem bittiği zaman göz kapaklarını örten bantlar olacaktır. Bunlar görmenizi engellemez. Göz çevresine işlem sonrası ödemi kontrol etmek amacıyla soğuk uygulaması yapılır. Bu önlemlere rağmen, göz çevresinde şişlik ve morluk oluşabilir. Bu şişlik ve morluklar ilk 2 gün artarak seyreder. 3. günden itibaren giderek azalmaya başlar. Erken dönemde arnika krem başlanması morlukların daha çabuk geçmesine yardımcı olur. Özellikle işlem sonrası ilk saatlerde, göz kapaklarını örten bantlar üzerinde sızıntı, hafif kanamalar görülebilir. Efor, öksürme, hapşırma bu şikâyetleri artırır.

    İşlem sonrası dinlenirken birkaç yastıkla başın yüksekte tutulması ödemin daha az olmasına yardımcı olur. İşlem sonrası ilk günlerde, göz çevresinde gerginlik, batma, yanma şeklinde şikâyetler olabilir. Basit ağrı kesicilerle bu şikâyetler giderilebilir.

    İşlem sonrası 3. günden itibaren göz çevresindeki ödem azalmaya başlar ve aktiviteler arttırılabilir. İşlem sonrası 5. günde göz çevresindeki bantlar ve dikişler alınır. Bir 5 gün daha kalmak üzere göz kenarına ufak bir bant daha konulabilir. Aynı gün göz çevresinin yıkanmasına ve göz kapaklarına nemlendirici uygulanmasına izin verilir. Bu işlemleri yaparken özenli olunmalı, sert hareketlerden kaçınılmalıdır. Göz çevresindeki bantlar ve dikişler alındığı zaman, sararmaya başlamış mor alan ve sınırlı bir şişlik doğaldır. Bunlar gün geçtikçe azalır ve hafif makyajla gizlenebilir. İşlem sonrası ağır sporlardan, solaryum, sauna, güneş banyosu buhar banyosu gibi ödem arttıran uygulamalardan 6 hafta boyunca kaçınılmalıdır,

    İşlem sonrası ilk haftalarda, sabahları uyanıldığında gözlerin şişmiş olması son derece sık rastlanan bir durumdur. Gün içinde bu şişlik giderek azalır. İlk haftalarda rüzgâr ve güneşe maruz kalınmasına bağlı olarak gözlerde gerginlik, batma ve sulanma olabilir. Bu durumu önlemek için güneş gözlüğünden faydalanılabilir.

    GÖZ KAPAĞI AMELİYATI SONRASI İZ KALIR MI ?

    Üst göz kapağı kıvrımında, alt göz kapağında, kirpiklerin altında, ince, pembe bir çizgi ilk haftalarda dikkati çekebilir. Göz köşesinde ise bu durum bazı olgularda daha uzun süreyle devam edebilir. Göz kapağı derisi çok ince olduğundan deride oluşacak izi 1 yıldan sonra ayırt etmek oldukça güçtür. Yine bazı olgularda göz dış kenarının kas askısı ile asılması gereken durumlarda, ilk hafta daha belirgin olmak üzere, gözler çekik görülebilir. Bu durum her geçen gün azalır.

    GÖZ KAPAĞI AMELİYATININ RİSKLERİ NELERDİR ?
    • Seyrek olmakla birlikte, göz kapağı ameliyatı sırasında ya da sonrasında kanama problemi ile karşılaşılabilinir. Operasyon sonrasında kanama olursa, acil drenaj tedavisi gerekebilir. Kanama riskini artırmaları nedeni ile operasyonun on gün öncesinden, aspirin veya antiinflamatuar ilaçların kullanımı durdurulmalıdır. Tıbbi kontrol altında olmayan hipertansiyon da operasyon sırasında ya da sonrasında kanamaya neden olabilir. Göz kapakları altına kanama, iyileşmeyi geciktirebilir ve kötü iz (skar) kalmasına neden olabilir.
    • Bu ameliyat sonrasında enfeksiyon genellikle beklenmez. Nadiren de olsa, enfeksiyon gelişecek olursa, uygun antibiyotik tedavisi ile sorun çözülebilir.
    • Blefaroplasti sonrasında körlük, son derece az bir ihtimaldir. Ancak cerrahi sırasında veya cerrahi sonrasında göz içine kanama buna neden olabilir. Erken teşhis ve drenaj ile bu sorunun üstesinden gelinebilinir.
    • En korkulan ve nispeten sık görülen komplikasyon ise alt göz kapağında aşağı doğru çekilme (ektropiyon ) olmasıdır. Bu olasılık ikinci kez ameliyat olan hastalarda artar. Sorun genellikle göz derisinin gereğinden fazla alınmasıdır ve tedavisi de eksik derilerin yerine konmasıdır. Bunun için üst göz kapağından deri almak gerekebilir.
    • Yaşlanma, güneşte kalma ve diğer bazı şartların sonucu olarak göz kapağının görüntüsünde değişikler olabilir. Blefaroplasti ameliyatı yaşlanmayı durdurmaz, ya da göz kapağı bölgesinin gerginliğini sürekli olarak sağlamaz. Blefaroplasti ameliyatının sonuçlarını koruyabilmek için gelecekte yeni ameliyatlar ve tedaviler gerekebilir.
  • Dudak Dolgunlaştırma

    Dudak Dolgunlaştırma

    Dudaklar gençliğin masumiyetin ve dişiliğin ifadesi. Özellikle biz kadınlar için dolgun dudak çok önemli. Ruj sürmek istiyoruz. Rujun rengi kıyafetimize uysun istiyoruz. Bazen de ruj sürmeden de belirgin dolgun dudaklar istiyoruz. Yaşımız ilerledikçe incelen dudaklarımızı kalemle büyütmeye çalışıyoruz. Dudaklarımız kırışmasını istemiyoruz, en sevmediğimiz de bu kırışıklar içine kaçan rujlar. Bu durum makyajın keyfini kaçırıyor.

    DUDAK DOLGUSU NEDİR ?

    Doğuştan dudakları ince olan veya yaşın ilerlemesi sonucu incelen ve bu incelikten mutsuz olan kişilere, dudaklarını dolgunlaştırmak, kalınlaştırmak amacıyla uygulanan yönteme ve bu işlemde kullanılan malzemelere dudak dolgusu denir. En çok kullanılan malzeme hyaluronik asittir.

    DUDAK DOLGUSU NİÇİN KULLANILIR

    Biz estetik cerrahlar dudak estetiği için en çok geçici dudak dolgusu kullanıyoruz. Dolguların içeriği hyaluronik asit dediğimiz insan derisinin yapısında da bulunan bir madde. Yaş ilerledikçe vücut tarafından salgılanması azaldığı için cilt esnekliği kaybı oluyor. Bu, su tutan bir molekül. İnsan vücudu ile son derece uyumlu. Herhangi bir yan etki yapmadan zaman içinde eriyip gidiyor. Her hyaluronik asit içeren dolgu tamamen güvenilirdir diyemeyiz. Üreten firmanın kalitesi de önemli. Her sektörde de olduğu gibi kalite değişken bir kavram ama vücuda enjekte edilecek bir madde de kalite en önemli tercih sebebi olmalı bence. Yıllardır en kaliteli dolguları kullanıyorum. Bu konuda ödün vermek de istemiyorum. Genellikle 1 ml’lik enjektörlerde bulunan dolguların, bazı firmalarca 0,5 cc’lik enjektörlerde olanları da var. Benim ilk uygulamada tercihim 1 ml olanıdır. Takip eden uygulamalarda 0,5 cc’lik olan kullanılabilir.

    Dudak dolgusu herkeste aynı standart yerlere yapılmaz. Mesela bazı insanların üst dudak kıvrımları çok belirsizdir. Öncelikle onlar belirginleştirilir. Bazı kişilerde ağız kenarı aşağı doğrudur. O desteklenir. Bazısının dudağın kırmızı olan kısmı belirsizdir. Ağırlıklı o bölgeye yapılır. Bu arada yaş faktörü ve renkler, zevkler de mutlaka dikkate alınır. Estetik bir görünüm sağlamak gerekir.

    Dolguların kalınlıkları değişkendir.  Dudak çizgileri ve kenarın belirginleştirilmesi için en uygun dudak dolgusu orta kalınlıkta ve elastikiyeti olanlardır. Böylece dudak fonksiyonları korunmuş olur. Doğallıktan uzaklaşmamış oluruz. Özellikle 40 yaş üstü bayanlarda tercihim bu tarz dolgular oluyor. Çoğunlukla amacımız dudağı dolgunlaştırmaktan çok restore etmek. Daha kalın dolguları da dudağın etli kısmının dolgunlaştırılmasında tercih ediyorum.

    Dudak dolgusu herkeste aynı standart yerlere yapılmaz. Mesela bazı insanların üst dudak kıvrımları çok belirsizdir. Öncelikle onlar belirginleştirilir. Bazı kişilerde ağız kenarı aşağı doğrudur. O desteklenir. Bazısının dudağın kırmızı olan kısmı belirsizdir. Ağırlıklı o bölgeye yapılır. Bu arada yaş faktörü ve renkler, zevkler de mutlaka dikkate alınır. Estetik bir görünüm sağlamak gerekir.

    Dolguların kalınlıkları değişkendir.  Dudak çizgileri ve kenarın belirginleştirilmesi için en uygun dudak dolgusu orta kalınlıkta ve elastikiyeti olanlardır. Böylece dudak fonksiyonları korunmuş olur. Doğallıktan uzaklaşmamış oluruz. Özellikle 40 yaş üstü bayanlarda tercihim bu tarz dolgular oluyor. Çoğunlukla amacımız dudağı dolgunlaştırmaktan çok restore etmek. Daha kalın dolguları da dudağın etli kısmının dolgunlaştırılmasında tercih ediyorum.

    BURAYA KADAR ANLATTIKLARIMIN ÇOĞU BİLİNEN ŞEYLER. ŞİMDİ GELELİM SIK SORULARA VE PROBLEMLERE;
    1- GEÇİCİ DUDAK DOLGUSU VÜCUTTA NE KADAR KALIR? KALICISI YOK MU?

    Dolguların vücutta kalma süresi markaya, dolgunun kalınlığına, vücudunuzun onu eritme hızına göre değişkendir. Her uygulama sırasında bir miktar kalır. Böylece uygulama süresi uzar. Uygulama genellikle 8 ile 12 ayda bir tekrar edilmelidir. Birkaç yıl öncesine kadar kalıcı dolgular kullanılıyordu. Ben bunları hiç kullanmadım. Çünkü doku arasına kalıcı bir madde konmasını doğru bulmuyorum. Bir yan etki olduğunda veya yaptırmaktan pişman olduğunuzda çıkartma imkanı kalması lazım. Kalıcı erimeyen dolguları tercih etmeyin derim. Çünkü bunlar sıklıkla dudakta enfeksiyon, alerji ve şekil bozukluklarına yol açıyor. Apseye sebep olmuş dolgu uygulamalarına bile rastladım. Üstelik bir kere yaptırdıktan sonra geri dönüş de yok. Benim için sadece dudak dolgusu için değil yaptığım bütün uygulama ve ameliyatlarda en önemli şey hastanın güvenliğidir. Zaten tıbbın atası sayılan Hipokrat’ın biz doktorlara en büyük öğüdü “önce zarar verme”  sözüdür. Ben de bu ilke ışığında hastalarıma uygulama yaparken, öncelikle sağlıkları daha kötüye gider mi sorusunu kendime sorarım. Daha sonra bu işlem hastamı önceki halinden daha iyi yapar mı diye düşürüm. Hastamın vakit ve nakit kaybetmesini asla istemem.

    2- BANA NE KADAR DUDAK DOLGUNLAŞTIRICI GEREKİR?

    Dudak uygulamalarında genellikle 0,5 ile 2 ml arası yapılır. Dudağın uzunluğu, inceliği ve her ikisine de yapılıp yapılmamasına göre gerekli miktar değişir. Eğer iki tüp uygulamak gerekiyorsa 1 hafta ara ile iki seanslı dudak dolgusu uygulanması daha uygun ve kontrollü olur.

    3- DUDAĞIMDAKİ ASİMETRİ DÜZELİR Mİ?

    Birçok kişinin dudakları tamamen simetrik değildir. Bilhassa da sigara içenlerin. Çoğu kişi de bunun farkında değildir. Uygulama öncesi gözlem önemlidir. Bu durum dikkate alınarak uygulama yapılmalı. Genellikle ince olan tarafı tamamen doldurmak bazen çok zordur. Bu uygulamaların 2 seans şeklinde yapılması en doğrusudur.

    4- YAĞ ENJEKSİYONU DUDAKTA DUDAK DOLGUSUNDAN DAHA MI KALICI?

    Bunun için kesin böyledir diyemeyiz. Çünkü yağ dokusunun da büyük bir kısmı erir. Hele birde yapılan yer dudak gibi hareketli bir bölge ise. Yağ enjeksiyonunu isteyen hastalara dudağın etli kısmında tercih ediyorum. Keza bu bölgede dolgunluk sağlamak için iyi bir materyal. Fakat dudak çizgisinde yapılan uygulamalar sıkıntılı olabilir. Bu nedenle pek tercih etmiyorum. Dudak yağ dokusu olmadığını düşünürsek bu konuda haksız olmadığımı söyleyebiliriz. Hücreler arasındaki dokuda normalde bulunan molekülün yani hyalüronik asit içeren dudak dolgusu enjeksiyonu uygun miktarlarda ve uygun teknikte yapıldığında daha doğal görünüm sağlar.

    5- DUDAK DOLGUSU YAPTIRDIĞIM BELLİ OLUR MU?

    Bazı hastalarım dudak dolgusu yaptırdığı fark edilsin isterken bazıları da istemezler. Hatta çoğunluğu istemiyor. Diyeceksiniz ki madem belli olsun istenmiyorsa böyle bir işlem neden yaptırılıyor. Cevap basit. Herkes güzel görünmek ister ama bunun doğal bir güzellik olduğunun düşünülmesini arzu eder. Eskiden standart bir model yapılırdı. Birbirine benzeyen kadınlar ortalığı doldurmuştu. Günümüzde moda doğal görünümlü olmak. Ben eskiden beri doğal görünüm taraftarıyımdır. Kişiye özgü planlamalar yaparım. Herkesin dudak yapısı, sosyal konumu, makyaj yapma tarzı, burun-dudak ilişkisi, beklentisi, çene biçimi farklıdır. Bu yüzden kişinin yüz yapısına uygun bir dudak dolgusu, yüzün diğer parçalarıyla orantılı olacak şekilde yapılırsa en güzel sonuç alınır. Tabi sadece dolgu ile yetinmemek gerekir. Kişinin ihtiyacına göre botoks uygulaması, mezoterapi,cilt bakımı vs. uygulamalarla desteklenmelidir. Dudak dolgusu yaptırdığı belli olsun isteyen hastalarım da oluyor tabi ki. Doğal görünümden yana olmama rağmen bu işlemin kişiye mutluluk vermesi gereken bir işlem olduğunun bilincindeyim. Eğer kişi yaptırdığı işlemin çevresi tarafından fark edilerek takdir görme arzusundaysa, bana düşen hastamın isteğine saygı duymaktır. Yine “ önce zarar verme “ ilkesine bağlı kalarak hastamın işlemini yaparım.

    6- DUDAK DOLGUSU DUDAĞIMDA HİS KAYBINA YOL AÇAR MI?

    Eskiden yapılan kalıcı dolgular doku arasında bir yer kaplayarak çevre dokulara baskı yapardı. Sanırım bazı duyu sinirlerine de baskı yaparak dudakta his bozukluklarına neden olabiliyorlardı. Günümüzde kullanılan hyaluronik asit içerikli dolgular doku içinde yer kaplamak yerine diffüz bir şekilde dağıldıkları için sinirlere bir etkileri yoktur. Dolayısı ile dudağın hislerinde bir bozulma olmaz. Ayrıca bazı hastaların korktuğu gibi mimik bozukluğuna da yol açmaz.

    7- DUDAK DOLGUSUNUN YAN ETKİLERİ VAR MI?

    Hyaluronik asidin bir yan etkisi yoktur. Zaten vücutta var olan ve FDA tarafından da onaylanmış bir ürün ve işlemdir : Bazen iğnenin girdiği yerde hafif kızarıklık ve daha da nadir olmak üzere morluk meydana gelebilir. Bu lezyonlar 2-3 günde iz bırakmadan iyileşir.

    8- DUDAK DOLGUSUNA KAÇ YAŞINDA BAŞLAMAK GEREKİR?

    Dudak dolgusu yaptırmaya ne kadar erken başlanırsa o kadar iyi. Çünkü gecikilirse ciltte kalıcı kırışmalar meydana gelir. Bunları tedavi etmek korumaktan daha zordur. Tabi ki 16 yaşında başlansın demek istemiyorum ama doktorunuzla görüşerek sizin için uygun zamanı belirlemek gerekir.

    9- DUDAK BÜYÜTME YAPTIRMAYA KARAR VERDİM. NELERE DİKKAT ETMELİYİM?

    Öncelikle işlem yaptıracağınız kişinin uzman olduğundan emin olmalısınız. Dolgu işlemi yaptırmadan önce size uygulanacak dolgu materyalinin kutusunu görmeyi isteyin. Yukarıda linkini verdiğim FDA onay listesinde var olan ürünlerin uygulanmasını sağlayın. Dudak dolgusu fiyatları için bizi arayabilirsiniz.